Ayşe Kulin’in Son Kitabı: Aylardan Kasım, Günlerden Perşembe
2026 yılı itibarıyla Ayşe Kulin’in son kitabı Aylardan Kasım, Günlerden Perşembe adlı romandır; bu eser, Atatürk’ün insani yönünü merkeze alan anlatımıyla öne çıkmıştır.([Londra Gazete][1])
Bir Kültür Yoluculuğuna Davet: Kültürel Görelilik ve Anlatının Evrenselliği
Dünyanın dört bir köşesinde yürüdüğüm uzun yolculuklarda, her toplumun ritüeli ve sembolü bana kültürel görelilik kavramını yeniden düşündürdü: Bir davranış, başka bir toplumda anlamını yitirebilir ya da bütünüyle farklı bir biçimde anlam kazanabilir. Bir köy düğününde horonun adımları ne kadar kutsalsa, bir başka coğrafyada davul zurna ritmi bir o kadar vazgeçilmezdir. Bu bağlamda Ayşe Kulin’in son kitabı üzerinden antropolojik bir perspektifle kültür, ritüel, kimlik ve ekonomik yapıları tartışmak, hem edebiyatın hem de insan davranışının ortak dokusuna bakmak gibi olacaktır.
Ritüeller: Zamansal Döngüler ve Anlamlar
Ritüeller, sadece belirli bir dinî ya da toplumsal törenin ötesinde bir toplumun zamanla kurduğu derin döngülerdir. Bir Japon çay seremonisi, bir Gana yağmur çağırma töreni ya da bir Anadolu köyündeki on iki yaş günü kutlaması… Her biri, o toplumun kimlik haritasında özgün bir yer tutar. Ritüeller, bireyleri hem geçmişle hem gelecekle bağlar; nesilden nesile aktarılan semboller, tıpkı bir Orta Doğu masalında olduğu gibi, toplumsal belleğin taşıyıcılarıdır.
Ritüelin antropolojideki önemi, onun sadece yapılması gereken bir “uygulama” değil, aynı zamanda insanlar için görünmeyen bir kültürel bağ olduğu gerçeğinde yatar. Bir düğünde paylaşılan ekmekle, Kuzey Amerika’daki bir mezuniyet törenindeki mutluluk çığlıklarının biçimleri farklı olsa da, toplumsal yapı içindeki işlevleri benzerdir: Topluluk üyelerini yeniden bağlamak ve ortak bir anlam alanı yaratmak.
Semboller: Görünmeyenin Görünür Kılınması
Antropolog Clifford Geertz’in önerdiği gibi kültür, “simgeler ağında dokunmuş bir metindir.” Her motif, ritüel ya da dil parçası, bir sembol olarak işlev görür. Mesela Hindistan’daki Rangoli desenleri, sıradan bir süs olmanın ötesinde ev sakinliğinin, bolluğun ve koruyucu enerjinin sembolüdür. Buna karşılık Güney Amerika’da evlerde yapılan renkli duvar resimleri, ataların ruhlarını çağırma niyetini taşır.
Semboller, belirli bir toplumun tarihsel tecrübelerine dayanır ve bu yüzden kültürel görelilik ilkesi gereği başka bir toplumda aynı anlama gelmez. Bu yüzden antropoloji, sembollerin gizli haritalarını çözmeye çalışır; tıpkı bir romanın alt metnini okur gibi.
Kimlik Oluşumu: Paylaşılan Anlatılar ve Birey
Kültürel antropolojinin temel konularından biri de kimlik oluşumudur. Kimlik, bir bireyin kendini “bu topluluğun bir parçası” olarak tanımladığı anlarda şekillenir. Bu bazen bir dil, bazen bir bayram, bazen de ortak bir tarih anlatısıdır. Kimlik sadece bireysel bir duygu değil, aynı zamanda kolektif bir yapı ile inşa edilen bir ağdır.
Navajo halkının hozhǫ́ kavramı, “düzen, uyum ve estetik”i birleştirir. Bu, sadece bir felsefi bakış değil, bir yaşam tarzıdır—kimliklerini ve evrenle ilişkilerini tanımlar. Bu bağlamda, bir toplumun ekonomik sistemi bile kimliğin bir parçası haline gelir: Endonezya’daki deniz ürünlerinin paylaşım kuralları, market ekonomisinden farklı bir “değer” sistemini temsil eder; bu, sadece ticaret değil aynı zamanda bir toplumsal mantıktır.
Ekonomik Sistemler: Kültür ve Üretimin Dansı
Ekonomik sistemler genellikle çıkar ve materyal ilişkiler üzerinden tartışılır. Ancak antropolojik bakış, ekonomiyi insan ilişkilerinin bir yansıması olarak görür. Örneğin Verhala’daki topluluklarda paylaşılan av ürünleri, sadece kaynak dağıtımı değil aynı zamanda toplumsal dayanışma ve paylaşma ritüelidir. Böyle bir sistemde, kaynak paylaşımı bireysel kazançtan ziyade topluluk sağlığını garanti altına alır.
Bu sistem, bireyleri doğrudan ekonomik kararlarla değil, kültürel değerlerle bağlar: “Bir kişi ne kadar kazanır”dan çok “herkesin ihtiyaçları nasıl karşılanır” sorusuna odaklanır. Böylece ekonomik yapı ve kimlik arasındaki ilişki, modern pazar ekonomilerindeki bireyselleşme ile geleneksel toplumların kolektif anlam sistemleri arasında çarpıcı bir fark yaratır.
Saha Çalışmalarından Kesitler: Farklı Dünyalardan Öğretiler
Kuzey Sibirya’da Yaşam Döngüsü
Bir yazımı Kuzey Sibirya’da geçirirken, yerel halkın astronomi ile günlük yaşam arasında kurduğu ilişki beni etkiledi. Gündönümleri sadece takvimsel olaylar değil, aynı zamanda toplumun ritüel takviminde merkezi bir yere sahipti. Bu takvim, sadece mevsimsel değişimleri değil, bireylerin yaşamsal dönüm noktalarını da belirliyordu. Ürünlerin toplanması kadar evlilikler, törenler ve göçler de bu döngüyle ilişkilendirilmişti. Bu bana, ritüellerin sadece “gelenek” değil, toplumsal düzenin bir yapı taşı olduğunu gösterdi.
Senegal’de Bereket Anlatıları
Senegal’de tarım ritüelleri, sadece ekinlerin büyümesi için değil, aynı zamanda toplumsal dayanışma ve aidiyet duygusu için de yapılır. Toprağa bırakılan ilk tohum, kasabada herkesin bir sonraki sezon için umutlarını ve beklentilerini sembolize eder. Burada ritüel, ortak beklentiyi görünür kılar ve toplum üyeleri arasında paylaşılan bir anlam yaratır.
Disiplinler Arası Bağlantılar: Biyoloji, Psikoloji, Sosyoloji
Antropoloji, sadece kültürel fenomenleri değil, onları anlamak için diğer disiplinlerle de diyalog kurar. Biyolojide genetik miras gibi, kültürel miras da kuşaklar arasında aktarılır; psikolojide bireysel kimlik nasıl şekilleniyorsa, antropolojide toplumsal kimlik benzer dinamiklerle açıklanır. Sosyolojinin yapısal analizleri ise kültürel pratiklerin toplum içindeki rolünü netleştirir.
Empati ve kültürel görelilik ile Okuma
Farklı ritüelleri, sembolleri ve toplumsal sistemleri gözlemledikçe, bir metni okurken ya da bir romanı değerlendirirken, önce o metnin “içindeki kültürel bağlamı” anlamaya çalışmak gerektiğini fark ediyorum. Bu, sadece bir metne değil, bir topluma yaklaşmanın da en saygılı yoludur. Empati, başka bir kültürü anlamak için sadece bir duygu değil, bir yöntemdir.
Sona Doğru
Ayşe Kulin’in Aylardan Kasım, Günlerden Perşembe adlı son romanı çevresinde şekillenen bu yazı, kültürün ritüeller, semboller, akrabalık yapıları, ekonomik sistemler ve kimlikleşme süreçleriyle nasıl iç içe geçtiğini göstermeye çalıştı. Kültürel antropolojik perspektif, bize sadece “farklıyı anlamayı” değil, aynı zamanda kendi kültürel önkabullerimizi de sorgulamayı öğretir. Farklı toplumların anlatılarına kulak verdiğimizde, insanlığın ortak duygu, merak ve anlam arayışlarının ne kadar evrensel olduğunu görürüz.
Empatiyle bakmak, sadece okumak değil, anlamaktır. Kültürler arası bu derin yolculuk, her birimiz için bir yeniden doğuş olabilir.
[1]: “Author Ayşe Kulin presents latest book in London”