İçeriğe geç

Osmanlı’da kadı atamasını kim yapar ?

Kayseri’de Bir Sabah ve İçimde Biriken Sorular

Sabahları Kayseri’de hava hep biraz sert olur. Camı araladığımda yüzüme vuran o keskin soğuk, sanki gece boyunca biriken düşüncelerimi de dağıtmak ister gibi. Ama bazı düşünceler kolay dağılmıyor. İçimde yıllardır taşıdığım bazı sorular var; ne zaman bir sessizlik olsa geri dönüyorlar.

Son zamanlarda en çok aklıma takılan şey şu: “Kadı kim atar?”

İlk duyduğumda basit bir soru gibi gelmişti. Hatta bir sohbetin içinde, çay bardağını masaya bırakırken rastgele söylenmiş bir cümleydi. Ama bazen bazı cümleler insanın içine bir çivi gibi saplanıyor. Sonra o çiviyi çıkarmak yerine onun etrafında yaşamaya başlıyorsun.

Ben de öyle yaptım.

Eski Bir Sokakta Başlayan Gün

Kayseri’nin eski çarşı tarafına gittiğimde zaman biraz yavaşlıyor gibi hissediyorum. Dar sokaklar, taş duvarlar, esnafın sabah hazırlığı… Hepsi bana çocukluğumu hatırlatıyor. Annemle pazara geldiğimiz günleri, babamın suskun yürüyüşlerini…

O gün yine öyle bir sabahtı. Defterimi yanımda taşıyordum. Günlük tutma alışkanlığım var; bazen kelimeler beni insanlardan daha iyi dinliyor.

Bir bankta oturdum. Yanımda iki yaşlı adam sohbet ediyordu. Konu dönüp dolaşıp yine bir şeye geldi:

“Kadı kim atar biliyor musun?”

Bir an kulak kesildim. Cümle havada asılı kaldı. İçimde bir şey kıpırdadı. Sanki sadece bir bilgi değil de, bir hayat meselesiymiş gibi hissettim.

O an anlamadım ama sonra günler geçtikçe bu soru beni bırakmadı.

İçimde Büyüyen Boşluk ve Merak

Bazen insanın içinde açıklayamadığı bir boşluk olur. Ne tam bir eksikliktir, ne de tam bir arayış. Sadece vardır. Benimki biraz öyleydi.

25 yaşındayım. Dışarıdan bakınca sıradan bir hayatım var gibi görünüyor. Ama içimde sürekli konuşan, sorgulayan, bazen öfkelenen bir taraf var. Ve o taraf son günlerde özellikle bu soruya takılmış durumda: Kadı kim atar?

Bunu düşündükçe kendime kızıyorum aslında. Daha önemli şeyler olmalı diyorum. Gelecek, iş, hayat… Ama zihnim inatçı. Beni başka yerlere çekiyor.

Bir gün arkadaşım Mert’le çay içerken ona da sordum.

“Hiç düşündün mü… kadı kim atar?”

Bana garip garip baktı.

“Ne kadısı ya? Nereden çıktı bu?”

Güldü geçti. Ama ben gülmedim. Çünkü o an anladım ki bazı sorular herkesin içine düşmüyor. Bazıları sadece belli insanlarda büyüyor.

Bir Kitapçıda Karşılaştığım Sessizlik

Ertesi gün kendimi küçük bir kitapçıda buldum. Rafların arasında gezinirken, eski kitapların kokusu beni başka bir zamana çekti. Orada bir kitabın sayfalarını karıştırırken, içimdeki soruyu tekrar duydum:

“Kadı kim atar?”

Sanki kitaplar bile bu soruya cevap vermiyordu.

Bir an durup düşündüm. Hayatım boyunca bana öğretilen şeylerin çoğunu sorgulamadan kabul etmiştim. Ama bu soru, öyle sıradan bir bilgi sorusu değildi. Daha derin bir şeydi. Bir düzeni, bir otoriteyi, bir anlamı işaret ediyordu sanki.

Ama ben en çok anlamını bilmemenin ağırlığını hissediyordum.

Kitapçıdan çıktığımda hava kararmaya başlamıştı. Kayseri’nin akşamı erken gelir. Güneş çekilirken şehir biraz daha yalnız görünür.

Ben de yalnızdım.

Gece Defteri ve Dökülen Düşünceler

O gece defterimi açtım. Kalem elimde uzun süre öylece kaldım. Yazmak istedim ama başlayamadım.

Sonra sadece şunu yazdım:

“Kadı kim atar?”

Altına bir şey daha ekledim:

“Bilmiyorum. Ama bilmediğim için içim huzursuz.”

İşte o an fark ettim. Asıl mesele cevap değilmiş. Asıl mesele, sorunun bende bıraktığı hismiş.

Hayal kırıklığı mıydı bu? Belki. Çünkü bazı soruların cevabını bilmemek değil, cevabın benden uzak olması yoruyordu beni.

Ama aynı zamanda bir umut da vardı. Çünkü soru varsa, bir yerlerde anlam da vardır diye düşünüyordum.

Babamla Yapamadığım Konuşma

Babamla aramızda çok konuşulmamış şeyler vardır. O daha çok susar, ben daha çok düşünürüm.

Bir akşam yemek yerken, televizyon açıkken yine bu soru aklıma geldi. Tam söyleyecektim, vazgeçtim.

Ama sonra dayanamadım.

“Baba… kadı kim atar?”

Kaşığını yavaşça bıraktı. Bana baktı. Uzun bir sessizlik oldu.

“Ne gerek var böyle şeyleri düşünmeye?” dedi.

O cümle beni kırmadı ama içime dokundu. Çünkü anladım ki bazı insanlar sorularla yaşamıyor, sadece hayatı yaşıyor.

Ben ise sorularla yaşıyordum.

O akşam odamda uzun süre oturdum. İçimde hem kırgınlık hem de garip bir bağlılık vardı. Babama değil, dünyaya karşı.

Sokak Lambalarının Altında Kendimle Yüzleşme

Gece yürüyüşleri bana iyi geliyor. Kayseri’nin sokak lambaları altında yürürken düşüncelerim daha net oluyor.

O gece de çıktım. Montumun cebinde defterim vardı.

Sokakta yürürken kendi kendime tekrar ettim:

“Kadı kim atar?”

Bu kez soru daha farklı geliyordu. Sanki artık dışarıdan gelen bir bilgi arayışı değil de, içimdeki düzeni anlamaya çalışan bir çağrıydı.

Bir bankın yanına oturdum. Gökyüzüne baktım. Bulutlar ağır ağır geçiyordu.

O an içimde bir şey kırıldı. Ama kötü bir kırılma değildi bu. Daha çok bir çözülme gibiydi.

Belki de bazı şeyleri bilmek için değil, hissetmek için yaşıyoruz.

Umutla Karışık Bir Kabulleniş

Eve döndüğümde içimde garip bir sakinlik vardı. Sorunun cevabını bulmamıştım. Ama artık o soru beni eskisi kadar boğmuyordu.

“Kadı kim atar?”

Bilmiyorum.

Ama belki de hayat bazı soruların cevabını vermek için değil, bizi düşündürmek için vardır.

Defterimi kapatmadan önce son bir cümle yazdım:

“Bilmiyorum ama artık korkmuyorum.”

Ve bu cümle, uzun zamandır hissetmediğim bir rahatlık verdi.

Sonraki Gün ve Değişen Bakışım

Ertesi sabah uyandığımda Kayseri yine soğuktu. Ama ben aynı değildim.

Camdan dışarı baktım. İnsanlar işe gidiyordu. Hayat akıyordu.

Ben de defterimi aldım. Yeni bir sayfa açtım.

Ve ilk kez o soruyu yazmadım.

Çünkü bazı sorular cevaplanmak için değil, insanı değiştirmek için vardır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://www.reyumo.com https://aksansaglik.com.tr https://guzelhali.com.tr Sitemap
https://www.hiltonbetx.org/